Osmanlı Genişlemesi Üzerine

Batuhan Bayraktar Tarafından | 27 Temmuz 2010

Osmanlı, kurulduÄŸu dönemde, Anadolu’da bulunan bir çok beylik veya devlet ondan kat ve kat daha güçlüydü. BeyliÄŸin doÄŸu tarafında yeni kurulmuÅŸ Türk beylikleri, İlhanlı ve onun kuklası durumuna gelen Anadolu Selçuklu Devleti, batı tarafında ise Bizans dediÄŸimiz DoÄŸu Roma İmparatorluÄŸu vardı. Osman Gazi ve ondan sonra gelen hükümdarlar stratejileri ve jeopolitik konumları sayesinde saÄŸlam ÅŸekilde ilerlediler. Osman Gazi, batı tarafına yönelip hem gaza yapıp prestij elde edecek hem de daha güçsüz bir devlete karşı mücadele edecek ve sadece savaÅŸmayacak ele geçirdiÄŸi bölgelere Osmanlı barışını saÄŸlayan kurumlarını götürecekti.

Hanedanın kurulması ve Osmanlı BeyliÄŸinin bağımsızlığını 1302 olarak kabul etmekteyiz. Osman Gazi’nin almak istediÄŸi iki ÅŸehir vardı. Bunlar; İznik ve Bursa. İlk önce İznik’i fethetmek istedi ve kuÅŸatma esnasında arkasını saÄŸlama almak için YeniÅŸehir Bursa yolu üzerinde bulunan Koyunhisar ve Marmaracık kalesini itaat altına aldı. Bu hamleden sonra İznik’i kuÅŸattı. İmparator, ÅŸehri kurtarmak için Heteriarch Muzalon’u görevlendirdi. Bunun üzerine Osman Gazi kuÅŸatmayı kaldırıp; Roma Köprüsü, Yanık DeÄŸirmen, Aşıt, Zincirli Çınarlar, Valide Köprü, Yıkık Roma Köprüsü ve Çobankale üzerinden Yalak Ovası’na geldi. Ancak Çobankale Yalak Ovası’nı kapattığından bir gece baskını ile ele geçirildi ve Yalak Ovası’nda, Heteriarch Muzalon’u yendi. Bu zaferi Bapheus (Koyunhisar) savaşı olarak bilmekteyiz. Bu savaÅŸta Osman Gazi karizmatik otoriteye sahip oluyor.

Karizmatik otorite: “Karizma” kavramı, bireysel olarak ÅŸahsı sıradan insanlardan ayıran ve onun doÄŸaüstü, olaÄŸanüstü ya da en azından bazı özel istisnai güçlere ya da niteliklere sahip sayılmasına yol açan belli bir nitelik anlamında kullanılır. Bunlar sıradan insanların ulaÅŸamadığı ancak kutsal, ilahi kökenleri olan ya da örnek oluÅŸturan özelliklerdir ve bir kiÅŸi bu özellikler temelinde lider sayılır. İlkel ÅŸartlarda bu özel saygı, peygamberlere, hekimlere, avda liderlik yapanlara ve ÅŸavaÅŸ kahramanlarına gösterilir.1 1302 yılında yapılan bu savaÅŸta Osman Gazi diÄŸer beyliklerde bulunan gazilere göre karizmatik bir otoriteye sahip olmuÅŸ ve daha sonra bu gaziler, Osman Gazi’nin itaati altına girmiÅŸlerdir.

KuruluÅŸ döneminde iki Koyunhisar vardır. Osman Gazi, Bapheus zaferini aldıktan sonra YeniÅŸehir’e geri çekilir. Bu sırada Bizans İmparatoru emri ile tekvurlar birleÅŸip Osman Gazi üzerine Bursa tarafından gelirler. YeniÅŸehir Bursa arasındaki Koyunhisar’da karşılaÅŸan kuvvetlerden Bizanslılar, Dimbos boÄŸazına geri çekilmek zorunda kalırlar. Osman Gazi burada yine zafer elde edip, Bursa’yı ilk önce kuÅŸatacak daha sonra iki havâle kulesi yaptıracaktır. Fetih ancak Osman Gazi öldükten sonra 1326′da gerçekleÅŸecektir.

Selçuklu döneminde, sultan tarafından uç bölgelerde akınları kontrollü bir ÅŸekilde ilerletmek için emir-ül ümera atanırdı. Kastamonu, Karahisar ve Ermenek gibi bölgelerde emir-ül ümeralar bulunmakta ve Osman Gazi Kastamonu emir-ül ümerası ÇobanoÄŸulları’na baÄŸlı bulunmaktaydı. Ancak ÇobanoÄŸulları, İlhanlı ve Selçulku çıkarlarına ters hamleler yapmaya baÅŸlayınca Selçuklu ve İlhanlı kuvvetleri tarafından ezildi. ÇobanoÄŸulları’na baÄŸlı bulunan gaziler ise Osman Gazi’nin itaati altına geçti. Güneyde bulunan EÅŸrefoÄŸulları da merkeze karşı isyan edince ezildi. Hükümdarları EÅŸrefoÄŸlu idam edildi. Osman Gazi, İznik’i kuÅŸattığında İmparator, İlhanlılar’dan yardım istedi. Yardım sözü almasına raÄŸmen Anadolu’da bulunan İlhanlı valileri merkeze karşı isyan ettiÄŸinden yardım gelemedi. Bu Osman Gazi’nin ÅŸansı mı veya bilerek mi bu zamanı seçti bilmiyorum ancak doÄŸru zamanda saldırdığı bir gerçek. Merkezi yani İlhanlılar’ı dinlememesi, Osman Gazi’nin bağımsız olmak istediÄŸini gösteriyor. Bapheus Savaşı’nda da baÅŸarı elde edince kazandığı prestij ile bağımsızlığını elde etti.

Osmanlı Devleti, 1350′lerde hala bir sınır beyliÄŸi kudretindeydi. 1352 yılından sonraki dönemlerde geliÅŸen olaylar, Osmanlı’nın bir devlet olmasında saÄŸlam adımlar atmasına neden oldu. Böylelikle öteki beylikler otuz yıl içinde Osmanlılar’a bağımlı oldular. Bunda kilit olay, Osmanlıların, Balkanlar’da batıya doÄŸru sonsuz geniÅŸleme olanakları sunan bir köprü başı kazanmalarıydı.2 Bu batıya doÄŸru ilerlemeler, Anadolu’da yapılan gazâlar gibi meÅŸru idi.

Orhan Gazi, Balkanlar’a geçmek için ilk önce KaresioÄŸulları’nı ihlak etti. Osmanlı prestijli bir beylik olduÄŸundan dolayı KaresioÄŸulları’na baÄŸlı olan gaziler itirazsız Osmanlı’ya itaat ettiler. Yine de Balkan kısmına kalıcı olarak yerleÅŸmek zordu. Çünkü bölgeye çıkacak kuvvetlerin uzun süreli beklemeleri, Bizans kuvvetleri tarafından yok edilmelerine neden olabilirdi. bu ÅŸekilde düşünüldüğünde, sal efsanesi çökmüş olmaktadır. Çünkü sallarla Balkanlar’a geçip burada kale fethedecek kadar asker çıkarmak olanaksızdır. Ancak efsaneye göre yakalanan bir Rum vardır. Aslında bu kiÅŸi yakalanmamıştır. KardeÅŸleri ile kavgaya tutuÅŸan Gelibolu Rum Valisi Asen’in üç oÄŸlundan biridir ve Osmanlılar’a kendisi sığınmıştır. Daha sonra bu kiÅŸi, Osmanlılar’a Balkalar’da yerleÅŸmesine ve geniÅŸlemesine yardım etmiÅŸtir.

Aynı dönemlerde, Bizans’ın iç iÅŸlerinde, Osmanlılar’ın çıkarına olaylar oluÅŸuyordu. İoannis Kantakuzenos, Orhan Gazi ile ittifak olup Bizans tahtını ele geçirmek istemiÅŸti. Bunun için kızını Orhan Gazi ile evlendirdi. Orhan Gazi’de, oÄŸlu Süleyman Bey’i İoannis Kantekuzen’e yardıma gönderdi. Süleyman Bey, Sırp ve Bulgar güçlerine karşı Kantakuzenos’a yardım için 1352′de Edirne’ye geldi ve Gelibolu Kıstağı’nın doÄŸu kıyısındaki Çimpe’de yerleÅŸti. Çimpe Osmanlılar için, Balkan bölgesine geçiÅŸte iyi bir stratejik noktaydı. Kantakuzenos’un ısrarlı isteklerine raÄŸmen Süleyman Bey, kaleyi boÅŸaltmayı reddetti. Hem Anadolu’dan taze birliklerle bu köprü başını güçlendirmeye hem de Gelibolu Kalesini kuÅŸatmaya koyuldu.3 Böylece Osmanlılar, Balkanlar’a saÄŸlam bir ÅŸekilde yerleÅŸmiÅŸ oldu.

Geri kalan yıllarda Osmanlılar bölgedeki otoritesini güçlendirecek, Haçlı kuvvetlerine karşı savaÅŸacak ve yeni bölgeler fethedecekti. I. Murat, Edirne’yi fethettikten sonra burayı baÅŸkent olarak kullanacaktı. Devletin merkezinin buraya taşınmasının sebebi, gaza yapılacak topraklara daha yakın olmasından baÅŸka birÅŸey deÄŸildi.

Kosova Savaşı, kendi tahminime göre bir dönüm noktasıdır. Nicolae Jorga’nın yazdıklarına göre; Osmanlılar’ın bu sefer de sayılarının düşmanlarından daha düşük olduÄŸu tahmin edilmektedir. Öyle olmasa da, sultan savaşı baÅŸlatmak için hiç acele etmedi. Aksine, ilk zaferleri yüzünden cesaretleri gelen Sırplar saldırdı. I. Murat,Osmanlı savaÅŸ taktiklerine uygun olarak yine yeniçerilerden oluÅŸan demir bir daire içine alındı; düşmanları durdurmak ve korkutmak için Anadolu’dan gelen birliklerin develeri karargahın önüne dizildi. Floransalı Coluccio Salutati tarafından Kral Tvrtko’ya ve Bosna’da dağıtılan bir yazıdan alınan bilgilere göre hazırlanan tebrik yazısında, sultanın çadırlarına kadar ilerlemeyi baÅŸaran ve bir yeminle birbirlerine baÄŸlanan on iki cesur ve genç asilzadenin kahramanlıkları anlatılmaktadır: “Efsanelerle ünlenen MiloÅŸ Obiliç, Türk hükümdarının çadırına kadar ulaÅŸtı ve onu, boynuna ve karnına sapladığı hançer darbeleri ile öldürdü”. Türk kaynaklarında, bu ölümün utancını azaltmak için MiloÅŸ’un muhabereden sonra Müslüman olmak istediÄŸini öne sürerek karargâha kadar geldiÄŸi ve uzun bir süre inatla direndikten sonra içeri alınıp, suikasti iÅŸlediÄŸi anlatılmaktadır. ama, Bizans örneÄŸine göre Türk sarayında da görülen katı seramoniler bunun böyle olmadığını gösterir: Sultan’ın kendisi ile konuÅŸmak, özellikle yorucu bir muharebeden sonra ve ölüme mahkum Hristiyan bir lider olarak, neredeyse imkansız gibidir.4 Sonuç olarak I. Murat öldürülmüştü ve yerine hızı ile ünlü Yıldırım Bayezid geçecekti.

Osmanlı’nın kuruluÅŸunda en önemli etken gazilerdir. Çünkü beyliÄŸin geniÅŸlemesi onlar sayesinde olmuÅŸtur. Gazâ hareketleri sadece bölgenin ele geçirilmesini saÄŸlamıyordu. Anadolu’da bulunan diÄŸer beyliklere karşı bir prestij de elde ediliyordu. Çünkü diÄŸer beylikler kendi aralarında çatışıyor ve onlara baÄŸlı bulunan birlikler müslüman kanı dökmek zorunda kalıyordu ki bu o birlikte bulunan askerler için kötü bir sonuçtu. Osmanlı ise sürekli batıya ilerleyerek gazâlar yapması müslüman kanı döken Türk askerlerin, Osmanlı itaati altına geçmesini zorluyordu. Böylelikle, diÄŸer beyliklerden firar eden askerler veya göçen aileler Osmanlı itaati altına geçiyordu. Bu, Osmanlı için taze birlikler anlamına geliyordu. Fetihlerin devam edeceÄŸine bir iÅŸaretti.

Bir bölge özellikle Balkanlar’da bir bölge fethedilirken yapılacak iÅŸlemler vardı. Bu iÅŸlemler iki safhada gerçekleÅŸirdi. İlk safhada bölge araÅŸtırılır ve bu bölgenin halkı ile iletiÅŸime geçilir, Osmanlı hakimiyeti tanıtılır, böylece bölgede bir Osmanlı nüfuzu oluÅŸurdu. Daha sonra ikinci safhaya geçilir ve bölge silahlı kuvvetler ile ele geçirilmeye çalışılırdı. Osmanlı ordusu, fetihlerini ilkbahar ve sonbahar ayları arasında yapmaya gayret gösterirdi. Kışları askeri hareketliliÄŸe pek izin verilmez, binlerce askerin soÄŸuktan telef olması göze alınamazdı. Åžehir kuÅŸatıldığında ilk önce giriÅŸ çıkışları kapatılır ve teslim olmaları istenirdi. EÄŸer, ÅŸehir teslim olmazsa, kuÅŸatma sıklaÅŸtırılıp teslim olmaya zorlanırdı. Mehter marÅŸları ile içerideki halkın ve ordunun morali alt üst edilmeye çalışılırdı. Ancak ÅŸehir yine teslim olmuyorsa askerlere yaÄŸma için izin verilirdi. Bu durumda ÅŸehir düştüğünde askerler yaÄŸma yapacağından daha kuvvetli saldırırlardı. EÄŸer ÅŸehir teslim olsaydı yaÄŸma yapılmayacaktı -ki bu durum askerler için özellikle daha sonraki zamanlarda yeniçeriler için istenmeyen bir durumdu.-

Bölge fethedildiÄŸinde tahrir defterleri açılırdı. Bu defterlerde, bölgenin ekonomik durumu anlaşılmaya çalışılır, tımar sistemi için ön hazırlık yapılırdı. Defterlere, bölgenin vergi gelirleri, nüfusu, emlakin ve arazisi tespit edilirdi. Bu durum, bölgenin fethinden farklı olarak, padiÅŸah deÄŸiÅŸtiÄŸinde ya da padiÅŸah uzun süre hükümdarlığını sürdürdüğünde otuz yılda bir yapılırdı. Bölgede yaÅŸayan insanlar, Türk kültürünü tam olarak tanımamaktaydı. Bu kiÅŸilere Türk geleneklerine göre adalet sistemi saÄŸlamak uygun olmadığından bölge halkına uygun, kendi geleneklerine göre yaÅŸamaları için izin verilirdi. Avrupa’daki gibi, halk üzerinde bir dini baskı kurulmazdı. Bu durum sayesinde, klasik çaÄŸda, Balkan halkları için yaÅŸanılabilecek en uygun yer -kendi devletleri haricinde- Osmanlı idi. Bölgede, tahrir defterinde tespit edilen deÄŸerlere göre tımarlar açılırdı. Tımarlar sadece asker üreten tarlalar olarak görülmemelidir. TaÅŸradaki güvenlik, tımarlı askerler tarafından saÄŸlanır ve bölgenin otoritesini doÄŸrudan merkeze baÄŸlardı. Bölgenin TürkleÅŸmesi ve İslamlaÅŸması için iskan siyaseti uygulanırdı. Anadolu’da seçilen aileler bölgeye göç ettirilirdi. Bu bazen de sürgün olarak, bazen gönüllü olarak, bazen de güvenlik meselesi olarak yapılırdı. ÖrneÄŸin iki aile arasında kavga varsa birisi göç ettirilirdi. Böylece hem kavga sona erer hem de fethedilen bölgede Türk nüfusu oluÅŸurdu. Yeni fethedilen bir bölgede ekonomik istikrarsızlık olması beklenen bir durumdu. EÄŸer askerler bölgeyi yaÄŸmalamışsa bölge için ekonomik durum içler acısı olabilir. Bölgeye gelen Türkmenler’de bu ekonomik bozukluluÄŸa katkıları az olmazdı. Çünkü üretimin az olduÄŸu, bozuk olan bir bölgesel ekonomiye yeni tüketici nüfusun gelmesi iÅŸleri iyice çıkmaza sokabilir. Bunun için erken dönemlerde Ahi TeÅŸkilatı, daha sonraları Lonca bu ekonomik zorluÄŸun altından kalkmaya çalışmakta ve bölgedeki ekonomik dengeyi saÄŸlamaya çalışmaktaydı. Bölgede açılan vakıflar ve dini kurumlar bölgenin geliÅŸmesine hizmet ederdi. Bölgeye gelen yardıma muhtaç Türkmenler için vakıflar kollarını sıvardı. Bölgenin İslamlaÅŸması için dini kurumlar elinden geleni yapardı. Tabi bu İslamlaÅŸtırma zorla yapılmamaktaydı.

Bu işlemler kısa sürede gerçekleşmesi beklenemez ve beklenmiyordu zaten. Bu yüzden fetihler sindire sindire yapılıyordu. Hükümdarların acelesi yoktu, çünkü önlerinde gaza yapabilecek büyük bir alan vardı ve karşısında kendisi ile boy ölçüşebilecek bir devlet yok gibiydi.

Yıldırım Bayezid, daha önceki hükümdarların çok az yaptığı iÅŸi yaptı ve geniÅŸlemesini genellikle Anadolu’ya yaptı. Hızı ile ün yapan Yıldırım Bayezid, Anadolu ÅŸehirlerini hızlı bir ÅŸekilde bir bir ele geçirdi. Bölge halkının Osmanlıyı benimsemesi ve Osmanlı kurumlarının bölgeye yerleÅŸmesini beklemeden fetihlere devam etti. Bu onun Ankara Savaşı’nda ki sonunu hazırlayacaktı. İşte bu yüzden Kosova Savaşı bir dönüm noktasıydı ve I. Murat ölmüş yerine geçecek olan Yıldırım ise fetihleri hızlı bir ÅŸekilde Anadolu’ya kaydırmıştı. Osmanlı’yı benimsemeyen Anadolu askerleri de Timur’un yaptığı propagandaya inanıp saflarını deÄŸiÅŸtirmiÅŸlerdir.

Bazı tarihçiler bu saf deÄŸiÅŸimini, Osmanlılar’ın Türklere karşı baskıcı bir tutum izlediÄŸini, Rumeli halkı kadar Türklere iyi bakılmadığını söylemektedir. Ancak bu iyi bakmak veya kötü bakmak meselesi deÄŸildir. Az önce de belirttiÄŸimiz gibi, Anadolu’da birbiri ile savaÅŸan beyliklerden göç eden Türkler, Osmanlı itaati altına geçmiÅŸti. Mesele; Osmanlı kurumlarının, bu hızlı fetihler sonucu bölgeye tamamen yerleÅŸememesidir. Osmanlı kurumların, bölgeye yerleÅŸemediÄŸinden dolayı, I. Bayezid’ın otoritesi sonlandığında Anadolu birliÄŸi parçalanmıştır. Kısacası bu parçalanmada Timur’un etkisi olduÄŸu kadarıyla yukarıda bahsettiÄŸimiz kurumların bölgeye tam olarak yerleÅŸmemesinin etkisi vardır.

Aynı ÅŸekilde MoÄŸol ve Timur’da da bu parçalanmalar görülmektedir. Bu her iki devlette bir anda kurulmuÅŸ ve yükselmiÅŸti. Otoritelerini kılıç ile saÄŸlamıştı. Devlet kurucuları veya bu devleti kudretli hale getirenler öldükten sonra kılıçla kurulan otorite sonlanmış, gerilemeler ve dağılmalar görülmüştür. Osmanlılar’ın, bu iki devletten farklı kurumlarını etkin bir ÅŸekilde kullanmasıdır. Bu kurumlar sayesinde bir Osmanlı barışı ortaya çıkmıştır. Osmanlılar fetihlerini sindire sindire yapmıştı ve uzun yaÅŸamasının en önemli sebebi buna baÄŸlıydı. MoÄŸol ve Timur’da da Osmanlı kurumlarına benzer kurumlar vardı. Örnek olarak; Timur’un tımarları gösterilebilir. Ancak bu kurumların var olduÄŸu veya var olmadığı önemli deÄŸil. Asıl mesele ne kadar etkili kullandıklarıdır.

Osmanlı geliÅŸim stratejisi sürekli olarak yukarıda anlattığımız ile saÄŸlamamıştır. Mesela; Kırım’ın ele geçiriliÅŸi ve sonradan yapılan hamlelerde farklılıklar vardır. Görüldüğü üzere Kırım ihlak edilmemiÅŸtir. Sadece stratejik bölgeler Osmanlı kontrolü altına alındı. Aynı ÅŸekilde Macaristan. İlk önce özerklik verilmiÅŸti ancak Avusturya’nın sürekli olarak güçsüz bir vassala saldırması buranın tamamen ihlak edilmesini saÄŸladı. Tabi bu ihlak süreci planlı yapılmıştı. GeniÅŸ topraklara sahip bir Katolik devleti ihlak etmek o kadar kolay olmasa gerek. Ama asıl bakmamız gereken yer DoÄŸu ve GüneydoÄŸu Anadolu bölgesinde kullanılan yöntem.

Bu bölge bugün olduÄŸu gibi geçmiÅŸte de sorunlu bir bölgeydi. Nedeni bölgenin coÄŸrafyasının ve ikliminin sert olması, aÅŸiretlerin mekanik topluma son derece iyi bir örnek olması, ulaşımın zayıf olması bölgenin merkeze olan bağını zayıflatmaktadır. Görüldüğü üzere geçmiÅŸteki sorunlar ile bugünkü sorunların ana kaynağı aynı. Osmanlılardan önce Safeviler, Akkoyunlular, Karakoyunlular veya daha öncekiler bu bölgede tam bir merkezi otorite kuramamıştır. Özellikle Safevi ÅŸahı bu bölgede oldukça zorluklar çekmiÅŸtir. Sünni Kürtler, Åžii Åžah’a karşı oldukça direniÅŸ göstermiÅŸlerdir.

Osmanlılar’ın bu bölgeyi kısmende olarak ele geçirmesi Çaldıran Savaşı’ndan sonra olmuÅŸtur. Bölgedenin, Osmanlı idaresine geçmesi için düzenlemeri İdris-i Bitlisi yapıyordu ve kendisine tam yetki verilmiÅŸti. Düzenlemelerden sonra üç tip sancak ortaya çıkmıştır. Bunlar;

  • Ülkenin diÄŸer taraflarında da görülen sancaklar burada da kurulmuÅŸtur. Bu sancaklarda tımar uygulanıyordu ve yöneticisi merkez tarafından ümeralar arasından seçiliyordu.
  • Yurtluk – Ocaklık sancaklar bölgenin fethi sırasında Osmanlı kuvvetlerine yardım eden ailelere verilmiÅŸtir. Sancağı yöneten kiÅŸi eÄŸer herhangi bir suçu bulunmazsa ölene kadar yönetici olarak kalabilirdi. Aksi taktirde bir suçu varsa yöneticilik kardeÅŸine veya oÄŸluna verilmekteydi. Bu tip sancaklarda tımar uygulanabiliyor ve tahrir yapılabiliyordu.
  • Hükümet sancakları da, yurtluk ve ocaklık gibi bölgede Osmanlılar’a yardım eden ailelere verilmekteydi. Dikkat çekmek gerekirse bu sancaklar fetihten önceki sahiplerine veriliyordu. Yurtluk ve ocaklıktan farklı olarak bu bölgede tahrir yapılamıyor ve tabi tımar açılamıyordu.5

Görüldüğü üzere bölgedeki merkeziyetçilik, feodaliteye benziyordu. Ancak Osmanlı’nın bu hakimiyet ÅŸekli bölgenin sakinleÅŸmesini saÄŸladı. AÅŸiret beyleri kendi sancaklarını kendileri yönettikleri için çeÅŸitli sorunlar çıkartmıyordu.

Sonuç olarak Osmanlı’nın geniÅŸlemesi yavaÅŸ ve etkiliydi. Ayakları yere saÄŸlam basan bir strateji ile geniÅŸleme saÄŸladı. YavaÅŸ yavaÅŸ geniÅŸlemesi, Osmanlı’nın uzun yaÅŸamasını saÄŸlayan en önemli etkendir. Aksi taktirde MoÄŸol kuvvetler gibi git ve fethet taktiÄŸi kullanılsaydı Osmanlı’nın bir imparatorluk olması hayal bile edilemezdi ve Anadolu beylikleri arasında kaybolur giderdi. Ancak geniÅŸleme stratejisi, bir imparatorluÄŸun doÄŸmasını, büyümesini ve yaÅŸamasını saÄŸladı.

—————————————————————————————————————————

Notlar:

  1. Max Weber, Bürokrasi ve Otorite, Adres Yayınları, Mart 2008, syf: 75
  2. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600),Yapı Kredi Yayınları , Ekim 2009, syf: 15
  3. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Yapı Kredi Yayınları Ekim 2009, syf: 15
  4. Nicolae Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Yeditepe Yayınevi, 2009, syf: 243
  5. Necati Gültepe, Mührün Gücü – İlk Türk İslam Devletlerinde ve Osmanlılarda Bürokrasi, Ötüken NeÅŸriyat, 2009, syf:251

Kaynaklar:
  1. Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu II, Yeditepe Yayınevi, 12. Baskı, 2008
  2. Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye I. Cilt, türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, 2009
  3. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda Klasik ÇaÄŸ, Yapı Kredi Yayınları, 13. Baskı, 2009
  4. Halil İnalcık, Osman Gazi’nin İzinde – NTV Tarih, Sayı 13
  5. Halil İnalcık, Osmanlı Açılımı – NTV Tarih, Sayı 8
  6. Max Weber, Bürokrasi ve Otorite, Adres Yayınları, 3. Baskı, 2008
  7. Necati Gültepe, Mührün Gücü – İlk Türk İslam Devletlerinde ve Osmanlılarda Bürokrasi, Ötüken NeÅŸriyat, 2009
  8. Nicolae Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Yeditepe Yayınevi, 2009

* Haritalar, NTV Tarih dergisinin 8. ve 13. sayısından elde edilmiştir.

Bir Yanıt; “Osmanlı GeniÅŸlemesi Üzerine”

  1. Çok özel bir makale olmuş tebrikler Batuhan.

Yanıt Ver